← Tüm deneyimler

130 metrelik ilk dikey inişte korku önce sardı, sonra yerini özgüvene bıraktı

2015

Mağaracılık topluluğumuzun henüz yeni üyelerinden, deyim yerindeyse çömezlerinden biriydim. Nisan ayında bir perşembe çantamı hazırlamaya başladım. Kamplarda her koşula hazırlıklı olmak gerektiğini bildiğim halde, kampta giymek için çantama eldiven koymayı unuttum. Gittiğimiz yer Konya'da bir mağara olunca, o eldivensizliğin acısı ellerimde hâlâ sıcak duruyor. Cuma akşamı, öğrencilik hali, aracımızı tıka basa yükleyip yola çıktık. Bu ekiple yolculuk bile başlı başına bir keyif; hayatımın en eğlenceli otobüs yolculuklarını onlarla yaptığımı itiraf etmeliyim. Karnımız ağrıyana kadar güldük, arada "hadi canım" dedirten değişik sohbetler döndü. Mağaranın adı çok yaygın bir isim olduğu için harita uygulaması bölgede her yeri aynı adla gösteriyordu; derken yolu kaybettik. Kamp alanına varmadan hemen önce şoförümüzden minibüsle drift nasıl atılır, onu da öğrendik. İndiğimizde sayıca az olduğumuzu düşünüp beş çadır kurduk ve yattık. Sabah bir baktım, on çadır olmuştuk. Uyandığımda içimde bir heyecan vardı. Önümüzde 130 metrelik bir SRT inişi, yani iple dikey bir mağara inişi duruyordu; insan ister istemez heyecanlanıyor. Ekipçe hazırlandık. Döşeme ekibindeydim, adı bile karizmatik bir ekip; ama ben henüz ip döşemeyi bilmediğim için malzeme torbasını taşıyan kişiydim. Görev bilincim yüksekti, torbayı yüklendim ve kendimi ipten karanlığa bıraktım. İlk anlar kolay değildi: "İlk başta biraz korku sarıyor tabi kapkaranlık derin yer abi." Ama ilk duvarı inince işin sandığımdan kolay olduğunu gördüm. İnerken insan bir keyif alıyor, hemen ardından bir özgüven patlaması geliyor. İkinci, üçüncü duvar derken bir baktım, dipteydim. İpten inip arkamızı döndüğümüzde ekip arkadaşlarımla birlikte dipteki galerinin büyüklüğüyle, yeryüzünde olmayan güzelliklerle karşılaştık. "İçimde İstanbul'u fethetmişim gibi bir duygu oluştu." Dipte biraz dolaştık; kireçtaşıyla suyun binlerce yıl süren uyumuyla oluşan o yapılar beni doğrudan büyüledi. Sonra sıra çıkışa geldi. Yukarı tırmanırken bir ara neden bu işe gaza geldiğimi sorgulamadım değil. Ama gün ışığını yeniden gördüğüm an, verdiğim emeğin karşılığını hakkıyla almışım gibi bir his uyandı içimde. Bu kadar büyük çaplı ilk SRT deneyimimden sağ salim çıkmak, ekibimin bana verdiği destek, dışarıda ellerinde sıcak kahveyle "al abi" diyerek karşıma gelen arkadaşlarım... Hepsi bir araya gelince gerçekten çok güzel bir his oldu. Bir yandan mutlu ve keyifliydim, bir yandan da mağaranın içindeki güzellikler hâlâ gözümün önündeydi; kamp alanına öyle döndüm. Bana bu kampı yaşatan, beni mağaracılıkla tanıştıran topluluğumuza ve onun bütün güzel insanlarına, ki artık ben de onlardan biriyim, çok teşekkür ediyorum. Birlikte nice kampa katılmak dileğiyle.

Kaynak: https://kafamdabaret.blogspot.com/2015/04/ilk-dogal-srt-ilk-heyecan.html