← Tüm deneyimler

85 metrelik kafesten atladığı gün bungee 'hayatının sporu' olmuş

2008

Bungee benim için hayatımın sporu. 2008'de tanıştım onunla ve bazen keşke tanışmasaydım diyorum, çünkü bir kere yaptıysanız kurtuluşu yok artık, hep yeniden yapmak istiyorsunuz. 2008 yazının başlarıydı. Üniversitenin son günlerinde, "tayfa" dediğimiz arkadaş grubumla Alanya'da bir otelde tatil yaptık. Dönüş günü birileri buraya kadar gelmişken güzel bir su parkına gidemedik diye söylenmeye başladı. Dönüş yolumuz en az beş saat uzayacaktı ama yeni durağımız devasa bir su parkı oldu. O kadar parkurun arasında gözüm nedense hemen vinci gördü. "İşte, bungee var burada" dedim. Kız arkadaşım "Manyak mısın, ne işin var?" dedi ama bir kere aklıma girmişti. Herkes deliler gibi eğleniyor, kaydıraktan kaydırağa koşuyordu. Ben ise o hengâmede sıyrılıp platformun olduğu yere gittim, işletmeciyle konuşmaya başladım. Sonra kız arkadaşımı zar zor ikna ettim. Başıma bir şey gelirse bütün sorumluluğun bana ait olduğunu yazan bir kâğıt imzalattılar, sonra beni tartıp kiloma uygun halatı çıkardılar. Beni hazırlarken kendimi kurban edilmeye götürülen bir koyun gibi hissettim; onlarsa keyif ve neşe içindeydi. Görevlilerden biri sordu: "İlk atlayışın mı arkadaşım?" "Evet abi, ilk" dedim, içten içe gülerek. Halatlar, kemerler hazırdı. Asıl heyecan, adımımı vincin kafesine attığım anda başlayacaktı. Kafese girmeden önce sevgilimi öptüm. Ağlamaklı oldu, "Keşke yapmasaydın" dedi. Kafese benimle birlikte uzun saçlı genç bir görevli bindi. O bana bir şeyler anlatıyordu, ben ise yükseldikçe aşağıdakilerin kayboluşunu izliyordum. Metreleri tek tek saydım: on, yirmi, otuz, elli, yetmiş... ve 85 metredeydik. Arkadaşlarım ve aşağıdaki insanlar toplu iğne başı gibi görünüyordu. Olimpik büyüklükteki havuz bir küvetten farksızdı. "Korkma, emniyet kemerin daha takılı" dedi. Demesiyle bir "trak" sesi duydum; kemeri çıkarmıştı. Kafes hafif hafif sallanıyordu. Arkamı dönmemi istedi, zar zor döndüm. Ayak parmak uçlarımı kafesten dışarı, on santim kadar boşluğa çıkarmamı söyledi. Yanılmıyorsam bunu ancak beş dakikada yapabildim. Sonra kollarımı açmamı istedi. Ona bir şaka yaptım, güldü. "Korkuyor musun?" diye sordu. "Yok" dedim ama içimden parçalar kopuyordu. Üçten geriye sayacağını, ardından gong çalacağını, sonra da iyi yolculuklar dileyeceğini söyledi. Üç, iki, bir... ve gong çaldı. Ben ise kafesin önünde, Titanik'te Jack'in önünde duran Rose gibi kollarım iki yana açık, öylece kalakalmıştım. "Atlasana" dedi. Döndüm, "Hadi eyvallah" dedim ve kendimi bıraktım. 1,8 saniye sonra aşağıdaydım. Düşerken beni oraya çıkarana söylenerek avazım çıktığı kadar bağırdığımı hatırlıyorum. Aşağı indiğimde bedenimi saran adrenalin her şeyi değiştirdi. Sanki bana bu sporun benim ata sporum olacağını emrediyordu. Bungee benim için bir kerelik bir cesaret denemesi olmaktan çıktı; insanı tekrar tekrar çağıran, bağımlılık yapan bir şeye dönüştü. Aradan dört yıl geçti, o ilk atlayışı hâlâ metreleri tek tek sayarak anlatıyorum.

Kaynak: https://www.uludagsozluk.com/k/bungee-jumping/2/