Beş gün açık denizde: gözü korkan bir yelkencinin ilk okyanus seyri
Eşimle birlikte kendi yelkenlimizle Amsterdam'dan güneye doğru iniyorduk. O güne kadar hep görece kısa seyirler yapmıştık; en uzunu 250 millik Biscay geçişiydi. İspanya'nın kuzeybatısındaki Vigo'dan Madeira takımadasındaki Porto Santo'ya uzanan yaklaşık 670 millik rota ise bizim için bambaşka bir eşikti: beş gün boyunca karadan uzakta, açık denizde olmak. Bu rotayı seçmemizin bir nedeni Portekiz açıklarında artan katil balina olaylarıydı. Kıyı boyunca inmeyi de düşündük ama oradaki limanların çoğu okyanusa bakan nehir ağızlarındaydı, dalga ve sığlık girişleri tehlikeli kılıyordu. Bölgeden tek seferde çıkmak cazip geldi. Açıkçası biraz gözümüz korktu uzunluktan. Ama bu bizim için güzel bir motivasyon da oldu. Hazırlığı titiz tuttuk. Uygun bir hava penceresi bekledik, yedek bir liman belirledik. Karadaki bir arkadaşımız her gün uydu üzerinden hava durumunu göndermeyi üstlendi. Deniz tutacağını düşündüğümüz ilk günler için yemekleri önceden pişirdik. Katil balinalara karşı "ne olur ne olmaz" diye tekneye birkaç kilo kum bile aldık; işe yarayacağından çok, psikolojik olarak rahatlatsın istedik. Yolculuğa enerjik ve pozitif başladık. Katil balina bölgesinde yedi sekiz saat geçirdik ve hiçbir karşılaşma olmadı. Onun yerine on kadar yunus dümen palamızın çevresinde dolanıp durdu. "Acaba katil balinalardan öğrenip dümeni ısırmaya mı çalışıyorlar?" diye şakalaştık. Gündüzleri genelde kitap okuyarak geçiyordu. Geceleri üçer saatlik nöbetler tuttuk; biri uyurken diğeri güvertedeydi. Katil balina gerginliği bitince yerini başka bir şeye bıraktı: daha düşük seviyeli fakat daha uzun süreli bir gece stresine. Hava kararmaya başladıkça stres seviyesi de haliyle artıyordu. Rüzgâr ve ölü dalga beklendiği gibi büyüdü; yelkenleri adım adım küçülttük. Karanlıkta yanımızdan beş on kargo gemisi geçti, ikisi epey yakından. Birinden telsizle rotasını biraz değiştirmesini istedim. Sert rüzgârda, otopilot açıkken ve eşim uyurken tekneyi tek başıma döndürmek istemedim. Üçüncü gün iyice yorulmuştuk; hâlâ pozitiftik ama deniz bizi biraz ezmeye başlamıştı. Küçük dertler de eksik olmadı. Aşınan bir hortumu sarıp sabitledik, yıpranan bir halatı geçici olarak düğümle idare ettik, ana yelkende açılan küçük yırtığı bantla yamadık. Son gün rüzgâr düştü, ölü dalgalar yükseldi, yelkenler gürültüyle çırpınmaya başladı. Ölü dalga olduğunda bu hiç keyifli değil. Artık iyice yorulmuştuk ama 100 mil yolumuz kalmıştı ve heyecan doruktaydı. Şafak sökerken ufukta birkaç çorak tepe belirdi; günlerdir gördüğümüz ilk kara. Bunu yumurtalı güzel bir kahvaltıyla kutladık. Öğlene doğru Porto Santo limanına sağ salim yanaştık. Bu beş gün yelken deneyimimizi başka bir seviyeye taşıdı. Vardığım sonuç net: açık deniz yelkenciliğine güzel bir giriş dersi oldu bu seyir bizim için.