Bir ay boyunca yazamadı: İlk kez baba olmanın adını koymak
İlk kez baba olan bir adam, kızı doğduktan kısa süre sonra bu yeni hâlini anlatmaya oturmuş ama işe bir itirafla başlamış: “bir aydır yazayım diyorum. yok arkadaş yazamıyorum.” Yaşadıklarını kelimelere dökmek ona hiç kolay gelmemiş. Çevresindekiler ona, bebeği kucağına verdiklerinde baba olduğunu hemen anlamayacağını söylemiş; o da bunun gerçekten böyle olduğunu görmüş. Babalık bir anda gelmemiş, zamanla ve kendiliğinden yerleşmiş. Kendi sözleriyle insan “tamamen doğal bir şekilde bambaşka bir hale” bürünüyormuş. İlk günleri saatlerce, yorulmadan bebeğe bakarak geçirmiş. Yapacak somut bir şey olmasa bile onu izlemekten kendini alamamış. Bir yandan da telaş hiç bitmemiş: beslenmesi, uykusu, rahat edip etmediği aklından çıkmıyormuş. Bebek yanında değilken bile onu düşünüyor, gün içinde bebeğin annesini sık sık arıyormuş. Hayatındaki öncelikler de değişmiş. Kendi harcamalarını sorgulamaya başlamış ama söz konusu bebeğin ihtiyacı olunca fiyata bakmamış. Yıllardır keyif aldığı uğraşları bir süreliğine bırakmış; bunun ne kadar süreceğini de bilmiyormuş. Duyguları yalnızca tatlı değilmiş. Geleceğe dair güvensizlik, çocuğuna iyi bir hayat sunup sunamayacağı, yeterli olup olamayacağı gibi sorular içini kemirmiş. Yine de bu dönemi hayatında bir milat olarak görmüş; babalığın yalnızca maddi değil, ruhsal olarak da olgunluk istediğini vurgulamış. “benim için hayat şimdi başlıyor. iliklerime kadar hissediyorum bunu” diye yazmış o günlerde. Yıllar sonra aynı yazıya bir not eklemiş: kızı 12 yaşına gelmiş, akıllı, başarılı ve davranışlarıyla örnek gösterilen bir genç kız olmuş. Gururla, onu hayattan ayrıldığında geride bırakacağı en anlamlı şey olarak tanımlamış.