← Tüm deneyimler

Boğaz'ın ortasında yapayalnız: Elli yaşında ilk kıtalararası kulaç

2014

Boyun ve bel ağrılarım fizik tedaviyle bir türlü geçmeyince yüzmeye başladım. Suyu çok sevdim; sevince de motivasyonumu diri tutacak bir hedef aradım. Elli yaşıma girdiğim yılı unutulmaz kılmak, yüzmeyi aynı zamanda sosyalleşmenin bir yolu hâline getirmek istiyordum. Gözümü Boğaz'daki kıtalararası yarışa diktim. Daha önce performansımı hiç ölçmemiştim, yüzme dersi de almamıştım. İyi yüzücülerin videolarını izleyip tekniğimi kendi kendime geliştirdim. Yarışa girebilmek için önce havuzdaki 800 metrelik elemeyi geçmem gerekiyordu. Eleme günü eşim ve çocuklarım tribündeydi. Benim için önemli olan derece değildi, ana yarışa katılmaya hak kazanmaktı. Kazandım; yapabileceğimin en iyisini yapmıştım. Ama içimi kemiren bir şey vardı. Elemeden sonra havuzla deniz arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu fark ettim. Denizde o güne kadar en fazla üç bin metre yüzebilmiştim; yarış ise bunun iki katından uzundu. Akıntılı suda hiç yüzmemiştim. Daha önce yarışan arkadaşlarım akıntıyı hissedip onunla birlikte yüzmem gerektiğini, ters akıntıların başıma iş açabileceğini anlattı. Dinlediğim herkes işin çok zor olduğunu söylüyordu. Yine de cesaretimi kaybetmedim. Mesafenin uzunluğunu ve elli yaşında olmamı risk olarak görüyordum ama işin biraz maceraya kaçan yanı beni çekiyordu. Yıllarca yelken yapmış olmam da işime yaradı; rota bulmaya, kerteriz almaya alışkındım. Yarış günü öbür yarışçılara baktım; çoğunun yıllardır bu işin içinde olduğu belliydi. Moralimi bozmamaya, hedefime odaklanmaya çalıştım. Sıram gelince gözlüğümü tutup kendimi suya bıraktım. Sakin, orta tempoda yüzmeyi seçtim; en çok korktuğum şey yarışın sonunda enerjimin bitmesiydi. İlk köprünün altından geçerken etraftaki karanlık ve soğuk beni etkilemedi. Tek derdim doğru rotada olup olmadığım ve akıntıyı hissetmekti. Akıntıyı hissettiğimde biraz rahatladım; o itici güç yarışın en kritik değişkeniydi. Asıl sınav yarışın ortasında geldi. Başımı kaldırıp etrafıma baktığımda hiç kimseyi göremedim. Boğaz'ın tam ortasında yapayalnızdım. O an paniğe kapılmak yerine kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Doğru rotadayım, bir sorun yok, diye kendime telkin ettim; adeta meditasyon yaptım. İki üç yüz metre sonra çevremde başka yüzücüler belirince rahatladım. Bugün o anı, korkumu yenip yarışa geri döndüğüm ciddi bir sınav olarak hatırlıyorum. Son düzlükte bitişteki balonu görünce bitireceğime olan inancım arttı. Kalan bütün gücümle kulaç attım; enerjim tükendiği anda varış iskelesine dokunmuştum. Sudan çıktığımda bile olanı kavrayamıyordum: karada yürürken hâlâ bitirdiğime inanamıyordum. Eşim, çocuklarım ve arkadaşlarımla sarılarak kutladık. O yarıştan sonra havuz yarışlarını bıraktım, açık suya yöneldim. Ertesi yıl Boğaz'ı yeniden yüzdüm; o yıl akıntı yoktu, ters rüzgâr esiyordu, benim için gerçek bir dayanıklılık testi oldu. Şimdi başka boğazları hayal ediyorum. Açık suyu neden bu kadar sevdiğimi sorarsanız: sınır koymadan, enerjim tükenene kadar yüzmeyi ve özgürlüğün tadını çıkarmayı seviyorum.

Kaynak: https://www.capital.com.tr/is-dunyasi/is-yasam/bogazda-yuzmeye-nasil-hazirlanmali