← Tüm deneyimler

Çamurda dört beş kez düştü, her seferinde motoru tek başına kaldırdı

Yıllardır motosiklet kullanıyorum. Ağır adventure motosikletimle önce toprak yollara, sonra girmemiz gerekenden çok daha derinlere, ormanın içlerine girdim; her türlü arazi koşulunda onunla sürmek için adeta savaştım. Arazi sürüşü benim için yeni bir tutkuya dönüştü ama bunun bir bedeli vardı: ağır motor çamurda sık sık yere yatıyordu. Bazen motoru hiç düşürmeden iki saat sürdüğüm oldu. Ama araziye girdiğimiz ilk anlarda, daha yolun başında motoru yerden kaldırmak zorunda kaldığım, "nefes nefese kaldığım da oldu" diyebileceğim günler de yaşadım. Sonunda motoru düşürmemek için durmadan çabalamaktan yoruldum ve daha hafif bir çözüme ihtiyacım olduğunu kabul ettim. Fırsat, bir arkadaşımın yeni aldığı 250 cc'lik hafif enduro motoruyla geldi. Motorunu benimle paylaşma nezaketini gösterdi; motor daha çok yeniydi. Yapış yapış çamurlu bir günde bir buçuk-iki saat kadar arazide sürdüm ve bu sürede dört beş kez düştüm. Bunu saklamayacağım: "Düştükçe moralim de düştü, hızım kendime güvenim de düştü." Bir noktadan sonra geri dönüş yoluna koyulduk. Yine de içimi rahatlatan bir şey vardı. Bayır yukarı, bayır aşağı, çamurda, taşta... Hemen her konumda düştüm ama her seferinde motoru tek başıma kaldırabildim. O an içimden "İşte arazide aradığım motor!" diye geçti; hemen arkasından da küçük bir "mu acaba?" ekledim. Günün en akılda kalan anını bir çoban köpeği yaşattı. Bir yokuşu önden çıkarken köpeğin sesini duydum, gazı açıp tepeye fırladım. Tepeye varınca köpeği gördüm ve "haydaa" dedim. Arkadaşım bir türlü gelmiyordu; meğer onun motoru marş yapmıyordu, ben köpekten kaçarken gaza yüklendiğim için bunun farkına bile varmadım. Ne olduğunu göremediğim için köpeğin olduğu yere doğru geri indim. Yokuşu çıkarken gazı köklemiştim ama "bayır aşağı giderken gazı köklemeye cesaret edemedim". Köpek yolun kenarına kendini gizlemişti, beni indireceği en uygun anı bekliyordu. Ona bakmamaya çalışarak yavaş yavaş yaklaştım. Sonra kovalamaca başladı. Yolun sağındaki tarlaya daldım; motor balçığa gömüldükçe gömüldü. "Buraya kadarmış" dedim. Köpek iyice yaklaşınca birden arkama dönüp "Hoşt!" diye bağırmaya başladım. Bir yandan bağırıyor, bir yandan ikinci viteste gazı sonuna kadar açıyordum. Köpeğe baktığımda olduğu yerde kalıyor, başımı çevirdiğim anda bir iki metre daha yaklaşıp arayı kapatıyordu. Arayı kapatması, ya ısırılacağım ya da bir hamleyle motordan düşürüleceğim demekti. Tam o noktada, motoru tasarlayanlara içimden rahmet okutan bir şey oldu. Yüksek devirde devreye giren egzoz sistemi sayesinde motor balçığa ne kadar batarsa batsın güçleniyordu ve ufak bir çabayla ilerleyebildim. Bu sahneyi sonradan hep gülerek anlattım. Bu deneme kafamda uzun süredir duran soru işaretlerini sildi. Motor arazide en düşük hızda bile kararlı ve çizgisini bozmadan ilerliyor, gazı açtığım anda "ben buradayım" diyordu. Bu bana çok sakin bir his verdi; motoru hissedebiliyordum. Vardığım sonuç şuydu: bu işi öğrenmek isteyen biri için böyle bir motor adeta bir arazi eğitmeni. Dört beş düşüşle geçen o çamurlu gün bana aslında ne aradığımı gösterdi. Yine de kafamda küçük soru işaretleri kaldı. O kadar hafif bir motorla yolda hızlıyken nasıl etkili fren yapılır, çantaları yükleyip kilometrelerce öteye kampa gidilir mi? Açıkçası bunu hayal edemedim.

Kaynak: https://motosikletliyasam.wordpress.com/2015/03/16/yuh-19-200-lira-mi-yamaha-wr-250-incelemesi/