Çocukken denizde ailesini aramış, büyüyünce dipte kendini bulmuş
Çocukken bir gün babama dudağımdaki yara izini sordum. Babam bana "seni denizden tuttum ben" dedi. Anlattığına göre bir gece kalamar avındaydı, beni oltayla çekip denizden çıkardı; dudağımdaki iz de o oltanın yarasıydı. Ben de buna inandım. Sonrasında elime maskeyi, paletleri alıp sık sık denize dalmaya başladım; gerçek ailemi bulmak için. Her dalışta onları arıyordum. Ahtapotlarla, orfozlarla, ıstakozlarla, mürekkep balıklarıyla tanıştım. Onları kardeşlerim gibi gördüm. Zamanla bu dalışlar, nefesimi tutarak derine indiğim bir tutkuya dönüştü. Dibe doğru indiğim anda önce kalp atışlarım yavaşlamaya başlar. Yorgun kalbim sakinleşir, kaslarım gevşer, bütün bedenim mayışır. Paletlerimle maviye doğru süzülürken dünyadan kopar, yepyeni bir gezegende kendi benliğimle baş başa kalmış gibi hissederim. Su altında geçen iki buçuk dakika bana saatler gibi gelir. Yüzeye döndüğümde ise içim temizlenmiş gibi olur; tam anlamıyla arınmış hissederim. Bana göre bu sporu diğerlerinden ayıran da tam olarak bu his. Serbest dalışın tehlikeli olduğunu saklamıyorum. Serbest dalış kişinin kendisiyle yüzleştiği bir spordur. Mavide kalabilmek için insanın önce kendini yenmesi gerektiğine inanıyorum. Bunu başaran kişi, eskisinden daha iyi biri olur. Benim için deniz sakinleştiren, iyileştiren bir yer. Hatta bana göre deniz, hayatın başlangıcı.