Dağılmış hissederken Bali'de sörf tahtasında bulduğu denge
Bali'deki günlerimden birinde, ada için sıradan sayılabilecek bir sabaha uyandım. Hava pırıl pırıldı, neredeyse saydamdı. Sörfçüler çoktan dalgalarla oynamaya başlamıştı, yollar kalabalıktı, sahil yavaş yavaş doluyordu. O sabah kendimi iyi hissediyordum. İnsanın her gün daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapması gerektiğine inanırım; o gün benim için bu şey sörftü. Oysa o sabaha gelene kadar hiç kolay olmayan bir dönemden geçtim. Kendimi yere düşüp kırılan bir bardağın etrafa saçılan cam parçaları gibi hissediyordum. Sert bir rüzgârın önüne katılıp savrulan yapraklar gibiydim. O hali bugün de aynı cümleyle anlatıyorum: "Bedenim, zihnim ve ruhum birbirinden ayrılmış ve dağılmıştı." Düşüncelerim darmadağındı, hiçbirini bir araya toplayamıyordum. Sarhoşluğa benzeyen bir haldeydim ama sarhoşluğun o hafifliği yoktu bende. Tam tersine ağırdım, hem de çok ağır. O günlerde biraz dinlenirsem geçeceğini düşünüyordum. Asıl ihtiyacımın dinlenmek değil, bedenimin, zihnimin ve ruhumun yeniden bir araya gelmesi olduğunu ise ancak sonra, dalgaların üstünde anlayacaktım. Sahilde on dakika kadar kısa bir anlatım dinledim; birkaç pratik bilgi aldım, o kadar. Sonra tahtamı alıp okyanusa açıldım. Tahtanın üstüne çıkmak ve dalgayla birlikte hareket edebilmek büyük bir konsantrasyon ve denge istiyordu. Orada kafamın içindeki dağınıklığa yer yoktu: zihnimi boşaltmam, tek bir şeye odaklanmam ve anın içine gömülmem gerekiyordu. Anda kalmak... Bütün öğretilerin, okuduğum bütün kitapların yıllardır söylediği şey. Bunu biliyordum, defalarca okumuştum. Ama o tahtanın üstünde bu iki kelime benim için ilk kez bambaşka bir anlam kazanmaya başladı. Birkaç denemeden sonra sörf tahtasının üzerinde kalabildim. O an nefes alıp verirken bütün bedenimi, parmak uçlarıma kadar tek bir parça olarak hissettim. İçimden geçen şey çok netti: dengede kalmalıydım ve dengede kalmanın yolu bütün olmaktan geçiyordu. Bedenimin, zihnimin ve ruhumun birbirinden kopmadan tek olmasından. Elbette düştüm, hem de defalarca. Ama her düşüşten sonra yeni gelen dalgayla yeniden kalktım. Ve her kalkışta aynı şeyi yaşadım: bedenim, zihnim ve ruhum birleşiyor, birbirinin içine geçiyor, bir daha ayrılmıyordu. O günden aklımda kalan da bu oldu. Kırılan bir bardak gibi dağıldığımı hissettiğim bir dönemde, okyanusun ortasında bir sörf tahtası bana yeniden bütün olmayı öğretti. Dengeyi dışarıda değil, o bütünlüğün içinde buldum.