Gelir sıfır, kira 30 bin lira: “bıçak kemiğe dayandı” diyen genç esnaf
26 yaşındaki bu genç iyi bir üniversiteden mezun olmuş, yurt dışına gitme imkânı da varmış. Ama bu yoldan vazgeçip ticarete atılmış ve ailesinin yaklaşık beş yıldır işlettiği, 20 kişinin çalıştığı şirketin başına geçmiş. Anlattığına göre o beş yıl boyunca firmada bir kez bile geç ödeme yapılmamış. Pandemi kışında tablo tamamen değişmiş. İşlek bir meydana bakan dükkânın önünden neredeyse kimse geçmez olmuş, günler siftah yapılmadan kapanmış. Gelir sıfıra inerken giderler yerinde durmuş: dükkânın kirası 30 bin lira, aylık vergisi yaklaşık 10 bin, stopaj ve sigorta primleriyle birlikte 20-30 bini bulan bir yük. Dışarıda alışveriş yapacak kimse yokken çeklerin, senetlerin ve kredilerin nasıl ödeneceğini soruyormuş. Yıllarca düzenli çalışan firma, kendi deyişiyle “ağzına kadar borca batmış durumda”ymış. Onu en çok zorlayan şey, hiçbir yolun çıkış olmaması olmuş. İşçi çıkarsa yaklaşık 25 haneye para girmeyecek, birçok insan ekmeksiz kalacakmış. Dükkânı kapatıp gitmek de çözüm değilmiş; devam etmenin nereye varacağını ise açıkça görüyormuş: “devam etsek sonu iflas.” Yazdıklarına sert eleştiriler gelince eleştirenlere tek tek yanıt vermiş. Zengin olma gibi bir hayali olmadığını, yalnızca işkolik biri olduğunu söylemiş. Günde 15 saat çalıştığını, tek bir gün bile izin yapmadığını, en fazla beş saat uyuduğunu yazmış. Durumunu da tek cümleyle özetlemiş: “bıçak kemiğe dayandı”. Entry'yi yazdığında işletme hâlâ ayaktaymış. Bir yılı aşkın süre sonra ise yazısına eklediği son düzenleme tek bir kelimeden oluşuyormuş: “battım.”