İlk tüplü dalışında pes edip tekneye çıkmış, sonra bir kez daha denemiş
Dalış kursuna başlarken her şey kâğıt üzerinde çok kolay görünüyordu. Kitaptan okurken, anlatılanları dinlerken insan "Pööh yaparım tabi" diyor. Ama ilk deniz günümde anladım ki "suyun içinde işler karışıyo", en azından bende öyle oldu. Normalde hantal biri olduğumu hiç düşünmezdim. Ama ekipman ağırdı; onu giy, bunu tak derken kıpırdayamaz hâle geldim. Etraf kalabalıktı ve sanki benden başka herkes bu işi çok iyi biliyordu. Tekneden suya atlamak bile başlı başına bir meseleydi. "Şöyle teknenin kıyısına oturayım, yuvarlayıverin beni" dedim. Olmaz, illa ki boşluğa o kocaman adımı atacaksın. Neyse, suya girdim. Nefes alıyordum, sorun yoktu, her şey yolundaydı. Asıl dert batmaktı: bir türlü batamıyordum. Hayatımda ilk defa nerdeyse hafif kaldım, buna bugün hâlâ gülüyorum. Ceplerime ek ağırlık konunca nihayet battım. Bu kez de hareketlerimi kontrol edemedim. Düz durayım diye uğraştıkça sağa sola savruluyordum. Tam o sırada hocam regülatörü çıkarmamızı söyledi. Ben daha gruba yetişip duramamıştım ki, regülatörü nereye çıkaracaktım? Çıkardım, ağzıma bir kova su doldu, bir baktım kendimi suyun yüzünde buldum. Bir dalış arkadaşım bütün gün peşimde dolaşmaktan perişan oldu. Pes edip tekneye çıkmaya karar verdim. Bu sefer de diğer hocam bir de orada denememi istedi. İçimden "Hey allahım…" dedim. Yüzümü suya soktum, yaptım da; "Tamam işte, yapıyorsun, git grubun yanına" dedi. "Yok, suyun içinde olmuyor" deyip sonunda onu ikna ettim ve kendimi tekneye attım. Meğer gruptan bir arkadaşım benden önce çıkmış. Günün sonunda ikimiz bu işin bize göre olmadığına karar verdik; her işi yapmak şart değil ya, dalgıçlığımız da eksik kalıversin, belki bir takı tasarım kursuna gitmek daha iyi olurdu. Sonra fikir değiştirdik: bir kere daha deneyelim, yine olmazsa ısrar etmenin anlamı yok dedik. Öğleden sonraki dalışta midemde öğlen yediklerim vardı ve suyu görünce onlar da canlandı, çıkmak istediler. Ama ben her şeye rağmen kendi çapımda başarılı bir dalış yaptım ve hocam beni alkışladı. Diğerleri dipte oturup alıştırmalarını yaparken ben biraz üstlerinden, kuşbakışı onları izledim. Yüzeyin biraz altından öyle süzülmek çok keyifliydi. Hocam karşıdan "nasılsın" diye sordu, "iyi" işareti yaptım. "Gel" dedi, ben "burada iyiyim" anlamında yine "iyi" işareti yaptım. Sonra arkadaşımla teknenin kıyısına gidip kendi kendimize dalıp çıktık. Dönüşte hocam, "gel diyorum, tamam diyor, bir de bakıyorum arkasını dönmüş gidiyor" diye anlattı. Bir ara istemeden beş metreye inip dibe oturdum, sonra hemen kendime gelip yukarı çıktım. Hocalarım bir hafta sonra kendime şaşıracağımı söylediler. Ben pek ihtimal vermedim; o gün biraz kitap okuyayım dedim, midem kasıldı kaldı. Kendimi "en tırsık öğrenci olarak kalacağım" diye tarif ettim. Bu ilk günü önce arkadaşlarıma uzun bir e-postayla, kahkahalar içinde anlattım, sonra dalış maceralarımı paylaştığım bloguma taşıdım.