← Tüm deneyimler

Kilimanjaro'da sınırlarını gördü: zirve sevinci ve bir süre dağa ara kararı

Kilimanjaro fikrinin aklıma ilk ne zaman düştüğünü tam hatırlamıyorum. Yurt dışında yaşarken yavaş yavaş içime yerleşti; ilginçtir, bir strateji oyununda gördüğüm o dağın da bunda payı vardı. Bir süre tur şirketlerine baktım ama başka planlar öne geçince fikri rafa kaldırdım. Sonra bir iş arkadaşım "bir sonraki tatil nereye, Kilimanjaro'ya mı?" diye sorunca hayal yeniden canlandı. Asıl derdim zirve değildi. Bilinmeyen bir yolculukta belirsiz zorluklarla boğuşmak, insanların hikâyelerini dinlemek, kendi sınırlarımı görmek ve başladığım yere başka biri olarak dönebilmek istiyordum. Dört ay boyunca işten arta kalan zamanda haftada dört gün koşarak hazırlandım. Tırmanıştan önce dinlenmek için bir iki gün ayırdım ve kaldığım yerin gelirini aktardığı bir okulu ziyaret ettim. Çocuklar beni sıcacık karşıladı. Yedi gün sürecek yolculuğa yedi Amerikalı ve bir Hintliyle, dokuz kişilik bir grup olarak çıktık. Grupta uyum sorunu yaşamadığımız için kendimi şanslı sayıyorum. Hepimizin ortak felsefesi "pole pole", yani yavaş yavaştı. İkinci gün en zor günümüz oldu. Saatlerce yağan yağmur ve dolu, su geçirmez sandığımız her şeyi deldi. Ayakkabılar sırılsıklam oldu ve kurutacak zaman yoktu; kurusun diye onları giyerek yürüdük. Moraller dibe vurdu. O gece grupça ilk ve tek zirveye çıkamama korkusunu, belki de gerçeğini yaşadık. Yükseklik yüzünden her saat başı uyandım ve her uyanışımda bambaşka, tuhaf bir rüyadan çıktım. Üçüncü ve dördüncü günler ise en sevdiğim günler oldu: kuru patikalar, eşyalarımızı kurutan bol güneş, yağmur ormanından bozkıra, oradan kutup çölüne dönüşen bir manzara. Yine de o yükseklikte ayakkabı bağlamak gibi en basit iş bile beni nefes nefese bırakıyordu. Zirve gecesi kar ve tipi dinince gece yarısına doğru yola çıktık. Üstüme yedi, altıma üç kat giymiştim. Baş ağrıları geri geldi; bazılarımızın gerçeklik algısı bulanıklaştı, grup dağılmak zorunda kaldı. Benim derdim, yükseldikçe şiddetlenen mide kramplarıydı. Güneş doğarken krater kenarına vardık ve dokuz kişiden ikisi geri dönmeye karar verdi. Kalanlarımızın bacağında güç kalmamıştı, uykusuzluk da sürüyordu. Ama güneş çıkınca donmaya başlayan ellerim ve ayaklarım ısındı. Bir buçuk saat sonra Afrika'nın en yüksek noktasındaydık. O an anın büyüklüğü karşısında bütün yorgunluğumuzu rafa kaldırıp tadını çıkarmaya başladık. Soğuk ve oksijensizlik yüzünden zirvede ancak yirmi dakika kalabildik. İnişte bulutların Mawenzi'nin iki yanından yükseldiğini görünce sadece bakakaldık. Yorgunluğumuzu iki dakika da olsa unuttuğumuz eşsiz bir andı bu. Son gün yaklaşık on dokuz kilometre yürüyerek dağdan indik. Yolda yanımızdan geçen yeni yetmelerin kokusunu alınca, kendimizin nasıl koktuğunu düşünmeden edemedim. Dönüşte kendime dürüst bir muhasebe yaptım. Kolay diye anlatılan bu dağ beni hem bedenen hem zihnen sonuna kadar zorladı. Hayatımda hiç bu kadar sınırlarımın zorlandığı bir macera yaşamamıştım. Bir süre dağlardan ve benzeri maceralardan uzak durmayı düşünüyorum. Daha büyük zirveler ise bana uzak, çok farklı bir motivasyon gerektiren hedefler gibi geliyor.

Kaynak: https://eksisozluk.com/entry/66904368