Koruyucu aile olmak: “Bunun tarifi olmaz, yaşamak lazımmış”
İki kızı olan bir aile, yurtta büyüyen bir çocuğa aile sıcaklığı verebilmek için koruyucu aile olmaya karar vermiş. Ebeveynlerden biri bu yolculuğu, yıllar içinde eklemelerle büyüyen bir yazıda anlatmış. Süreç kolay olmamış: yaklaşık dört ay süren bir değerlendirmeden, raporlardan, uzman görüşmelerinden, ev ziyaretlerinden ve mülakatlardan geçmişler. Sonunda dört aylık bir kız bebekle tanışmışlar ve on beş gün süren alışma ziyaretlerinin ardından onu evlerine getirmişler. O günleri anlatırken “bunun tarifi tanımı olmaz, olmuyor; yaşamak lazımmış hakkaten” demiş. Bebek geleli yirmi gün olduğunda ev sesle ve bebek kokusuyla dolmuş; yazar evini o günlerde “dünyanın en güzel evi desem yeridir” diye anlatmış. Koruyucu aileliğin büyük bir sorumluluk ve psikolojik hazırlık istediğini, ama aynı zamanda büyük bir mutluluk olduğunu vurgulamış. Kendilerine sevap ya da iltifat gözüyle bakılmasından rahatsızmış; bunu bir karşılık beklediği için yapmadığını söylemiş. Bürokrasinin ağırlığı onu zaman zaman öfkelendirmiş; evrak işlerini, mesai saatlerine sıkışan ziyaretleri ve personel azlığını eleştirmiş. Ama asıl anlattığı, çocukla büyüyen bağ olmuş. Bir buçuk yıl sonra iki yaşına giren çocuk en şirin hâliyle babasına seslenmeye başlamış, ailenin her günkü sohbetlerinin merkezine yerleşmiş. Yazar onu diğer iki kızından hiç ayırmadıklarını anlatmış. Sevginin yanında bir kaygı da hep varmış. Biyolojik ailenin bir gün çocuğu geri isteme ihtimali onu düşündürmüş; “bu kadar bağlanmalı mıydık bilmiyorum” diye yazmış. Üç buçuk yaşına geldiğinde çocuk hâlâ onlarlaymış, epey yaramaz ama çok seviliyormuş. Yazar herkese içtenlikle koruyucu aile olmayı önermiş. Yıllar sonra eklediği kısa bir notta bu yolculuğun sona erdiğini belirtmiş; yine de sisteme inandığını söyleyip “gene olsun gene yaparım” demiş.