← Tüm deneyimler

Tutkuyla bağlı olduğu okyanusta ilk kez deniz tutmasıyla yüzleşmek

Okyanusa tutkuyla bağlı, hevesli bir amatör denizciyim. Güney Afrika'nın Atlantik kıyısında bir açık okyanus seyrine hazırlanırken limana doğru ilerliyordum. Kasım ayının en sert fırtınasının ardından hâlâ kabaran dalgaları izledim ve endişelendim. Her amatör denizci açık okyanusa çıkmadan önce heyecanlanır, bunu doğal bulurum. Ama bu seferki heyecan öncekilerden farklıydı. Erzak, yedek yakıt, can simidi ışığı, yelkenler ve halatlar tek tek kontrol edildi. Ayrılmaya hazırdık ama sabah beklenen rüzgâr gelmedi. "Okyanus programı bekletilmez" dedik ve motorla yola çıktık. Masa Dağı'nın gölgesi geride kalırken dinlenen bir fokla göz göze geldim. Yolculuk boyunca daha çok fok görecektim. Karadan otuz mil kadar açıktaydık, küçük bir yelkenlide. Kötü havaya aldırmıyorduk. O saatleri hep şöyle anlatırım: "okyanus seyrinin muhteşem tekdüzeliğine kapılmış, dalgaları sayıyorduk." Robben Adası'nın silueti geride kaybolurken rüzgârın ilk esintisini hissettik ve yelkenleri fora ettik. Melkbosstrand açıklarında her şey değişti. Dalgalar yükseldi, akıntı ters döndü; okyanus bir çamaşır makinesine dönüştü ve tekne ağır bir yalpaya girdi. Yelken ilerlemeye çalışıyor ama her dalga darbesinden sonra sonuç alamıyordu. Dümendeki tecrübeli kaptan sakin ama temkinliydi. Diğerlerinin yüzünde ise becerilerini sınayacak bir fırsatı yakalayan insanların meydan okuyan ifadesi vardı. Benim karnımda ise kıvranan bir kasılma başladı, ardından bulantı. Biraz uyuyabilirsem geçeceğini düşündüm. Geçmedi. Yüzüm külrengine dönmüştü, gözlerim çürük bir maviye bürünmüştü. Doğrulmak istedim ama ayaklarım sanki bir kapana kısılıydı; dengemi bir türlü bulamıyordum. Mürettebattan bir arkadaşım durumumu hemen fark etti, yanıma gelip bir şarkıdan bir dize mırıldandı. Teşhis netti: deniz tutması. Hayatımda ilk kez yaşıyordum ve buna inanmakta zorlandım. Halbuki deniz tutması başkalarının başına gelen bir şey değil miydi?.. Yola devam etmek yerine geceyi Dassen Adası'nın korunaklı koyunda geçirmeye karar verdik. Ada bir doğa koruma alanıydı; penguenleri, deniz feneri ve koyun girişindeki paslı gemi enkazlarıyla karşımızdaydı. Koyda en az on tekne daha vardı. Selam vermeye gelen bir denizci, her teknede deniz tutmasına yakalanan en az bir tecrübeli denizci olduğunu söyledi. Bu nazik sözle kendimi oyunbozan gibi hissetmedim. Yine de içimdeki his geçmedi: "tutku ile bağlı olduğum okyanus tarafından ihanete uğramış gibi hissediyordum kendimi." Ertesi sabah koyun durgun suları bana iyi geldi. Bedenimde altüst olan her şey yavaş yavaş yerine oturdu. Zinde uyandım, kahvemi hazırlayıp teknenin havuzluğuna çıktım. Deniz fenerinin arkasından yükselen güneşi selamladım. Güneş parlaktı ama henüz ısıtmıyordu; serin rüzgâr yüzüme çarpıyor, saçlarımı savuruyordu. Yeniden rüzgârı hissettim. Bu kısa, uçucu anın zamanla unutulacağını düşünüyordum. Ama o seyri her hatırladığımda aklıma bu sabah ve Mark Twain'e atfedilen o öğüt geliyor: güvenli limanlardan yelken alıp uzaklara açılmak, hayal kurmak, merak etmek, keşfetmek. O seyri de hep böyle hatırlıyorum.

Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/okyanus-seyrinden-kalan-1796520