Uludağ'da düşe kalka kayarken korkusuyla ve geçmişiyle yüzleşti
Beş yıl sonra eski bir arkadaşımla yeniden buluştuk. Tek istediğimiz birlikte güzel bir gün geçirmek, ikimizin de unutamayacağı bir anı biriktirmekti. Aklımıza Uludağ ve kayak geldi. Aslında ikimiz de uzun zamandır bunu istiyorduk: "Aslında yapmak istiyorduk ama her defasında bir noktada cesaretimiz kırılıyordu." Korkularımız bir yana, dağdaki fiyatların artması da hevesimizi iyice söndürüyordu. O an fark etmedim ama hayatın benim için başka planları vardı. O gün tesadüfen tanıştığımız biri, kendi başımıza bir türlü aralayamadığımız o korkulu kapıyı aralamamıza yardım etti. Bugün dönüp baktığımda yolculuğun aslında tam o anda başladığını düşünüyorum. Sıradan bir gezi diye başlayan şey çoktan bir keşfe dönüşmüştü. Çoğumuz güvenli alanımızda kalmayı seçiyoruz; bilinmeyenden kaçmak, iç huzurumuzu koruma çabası gibi geliyor. Benim için kayak tam da bu korkuyla ve belirsizlikle yüzleşmek demekti. Kaymanın ne kadar korkutucu olacağını merak ediyordum ama bilinmeyene adım atma duygusu da beni kendine çekiyordu. Tam cesaretimizin eşiğindeyken gruba iki yeni arkadaş katıldı. Birinin adını duyduğumda şaşırıp kaldım: kaybettiğim kardeşimin adıyla aynıydı. Kardeşim hayatımdaki en büyük destekçimdi, yeni şeyler keşfetmem için beni hep cesaretlendirirdi. O an gülümsedim, içime bir huzur doldu. Sanki hayat bana bir işaret veriyordu. "Bir anda her şeyin anlam kazandığını hissettim." Pistte işler hiç pürüzsüz gitmedi. Düştüm, kalktım, yeniden kaydım. Kendimi kaybolmuş hissettiğim her anda o isim bana huzur ve güç verdi. Kayarken de, düşerken de, kalkarken de kardeşimin hep yanımda olduğunu hissettim; sanki bana "cesaret et" diyordu. Dağların arasında, karın üstünde kaybettiğim sevgiyle, geçmişimle ve içimdeki yaralarla yeniden karşılaştım. Her düşüşte yalnızca bedenimin değil ruhumun da sınırlarını zorladığımı hissettim. Her kayışta kendime ne kadar cesaret verebildiğimi, aslında ne kadar güçlü olduğumu gördüm. Düşmek, kalkmak ve yeniden kaymak benim için içsel bir yolculuğun adımlarına dönüştü. Beni en çok şaşırtan şey bir tezat oldu: "kayak yaparken fiziksel olarak yavaşladıkça, içsel olarak hızlanmam oldu." Yavaş, temkinli kayışların arasında kafamın içinde bir şeyler hızla yerine oturuyordu. Kayak bana yalnızca beyaz pistte değil, içimdeki karanlık köşelerde de dolaşma fırsatı verdi. Ne zaman korktuysam o korkuyla yüzleşip cesaret bulmam gerektiğini orada öğrendim. O gün benim için sıradan bir spor etkinliğinden çok daha fazlası oldu. Her kayış, her düşüş, her kalkış bana cesareti, gücü ve içsel özgürlüğü hatırlattı. Kayıplarımla yüzleşmek beni dönüştürdü, daha güçlü bir insan yaptı. Vardığım sonuç şu: "Kayak yapmaya başlamak, dağları geçmek değil, aslında içsel engellerimi geçmek demekti." Her yolculuğun insana ya kendine ya da geçmişine dair bir not bıraktığına inanıyorum. Bu yolculuğun bende bıraktığı not, korkunun ardında bekleyen cesaret oldu. Her yeni deneyimde kendimde yeni bir güç keşfediyorum ve bu yolculuklarda bulduğum gücü yazıp paylaşmak istiyorum. Cesur olmak bence bir anda olan bir şey değil, adım adım ilerleyen bir süreç. Hayatın asıl güzelliği de bence yolculuğun kendisinde saklı.