Uzak durduğu duvarı tırmandı: karanlıkta kopan tutamak ve zirve altında bir gece
Aladağlar'da büyük bir kuzey duvarı rotasını bitirdikten sonra sıra Demirkazık'ın doğu duvarına geldi. Ama bu duvar hakkında dolaşan olumsuz sözler ve rotayı yeni bitirmiş bir tırmanıcının anlattıkları içime karamsarlık düşürmüştü. Açıkçası ben biraz mesafeli yaklaşıyordum. Kışın sonunda ip arkadaşım bu rotayı önerdiğinde güldüm, çünkü ben de tam aynı şeyi söylemek üzereydim. İkimiz de ikna olduk. Sonra salgın geldi, planlar ertelendi. Karantinada antrenman yapamadım, kondisyonumu kaybettiğimi hissediyordum. Önce küçük bir Aladağlar çıkışı yaptık; o kısa çıkış hem alışmamızı sağladı hem de motivasyonumuza çok iyi geldi. Bize istediğimizi vermişti. Temmuz sonunda kampımızı duvarın dibindeki göle taşıdık. Gölün kurumadığını görmek bizi çok sevindirdi; kızgın kayalardan buz gibi suya atlamayı düşünmek bile heyecanlandırıyordu. İki gün boyunca duvara baktık, rotayı tartıştık, raporları okuduk, sonra yine duvara baktık. Hiç bitmeyen bir döngü gibiydi. Öyle ki "rüyalarımızda duvarı 3-4 kere tırmanmıştık bile". Artık bunu gerçeğe dökme zamanı gelmişti. Tırmanış sabahı saat üçte kalktık, hızlıca kahvaltı edip yola çıktık. İlk ip boyuna günün ilk ışıklarıyla ben girdim; hâlâ uyku sersemiydim, kendime gelmem biraz zaman aldı. Duvarın solunda kendimi aşağı sallandırarak ilerlediğim garip hareketleri bugün düşününce keyifle anıyorum. Sonra bacaya girdik. Bacanın girişi rotanın en zor hamlesiydi bana göre: ayak basacak yer zayıf, sağ elimde açık bir tutuş. İkinci kısımda ip arkadaşım öne geçti ve orayı rahat geçtik, ama istasyonlarda malzeme değiştirmek bizi epey yavaşlattı. Duvarın sağına doğru ilerlerken yolu kısa süre kaybettik; yanlış bir mağaraya yöneldik, fark edince kolay ama emniyetsiz bir yerden aşağı inip yolumuza döndük. Plakaya varmak için kendimize öğleden sonra ikiyi sınır koymuştuk; oraya ancak yarım saat önce, ucu ucuna yetiştik. Rahatlamadık, durmadan devam ettik. Asıl gerilim akşam geldi. Hava kararırken son bacaya ben öncülük ettim. Baca aslında keyifliydi, tutuşları iyiydi; ama karanlıkta sabit sikkelerin ancak ikisini görebiliyordum. Kilit hamlede, sağlam olduğunu düşündüğüm sağ el tutamağı elimde koptu. Bir an sol elim ve sol ayağımla asılı kaldım, küçük bir sallantı yaşadım. Az önce sağlam yerleştirdiğim takoz ve hemen oradaki sabit sikke beni rahatlattı. Ama ip boyunun devamı için tedirginlik yaratmadı dersem yalan olur. Yine de gevşemeden yola devam ettik. Bacanın sonunda ip arkadaşımı yanıma aldım. Karanlıkta zirve bize hâlâ uzak görünüyordu. Yorgunduk, iyice karanlıktı; yakındaki bir setçikte bivak yapmaya karar verdik. Sabaha karşı ufak üşümeler dışında gece beklediğimizden çok daha sıcak ve rahat geçti. Sabah ışıklarıyla etrafa bakınca güldük: zirve sadece otuz kırk metre üstümüzdeydi. Rotayı tamamlamanın keyfiyle tebrikleştik, sarıldık, fotoğraflandık, sonra zirve defterine notlarımızı düşüp inişe geçtik. Bivakta çaktığımız sikkeyi bir türlü sökemedik; o da sonraki tırmanıcılara hediye olarak kaldı. Başta mesafeli durduğum o duvarı, ip arkadaşımla birlikte baştan sona tırmanmış olmanın keyfi hâlâ içimde.