Özgüven umuduyla girdiği burun ameliyatı, aynayla iki yıllık bir hesaplaşmaya dönüşmüş
Yıllarca eğik, kemerli, gülünce ucu aşağı düşen bir burunla yaşadım. Çevremden takılmalar duydum; burnumu öyle uzun bulurdum ki elimi kaldırıp onu saklamak bende alışkanlık olmuştu. Ameliyat fikri biraz daha özgüven ve iç huzuru isteğinden doğdu. Kısacası özgüven gelsin, çok eğikti diye yaptırdım. Kararı verirken hiç de bilinçli davranmadım. Doktorumun sosyal medyada paylaştığı ameliyat fotoğraflarına güvendim. Kalkık bir burun istemediğimi açıkça söyledim; ilk başta biraz kalkık duracağı, zamanla ineceği söylenince yine de geri adım atmadım, çok kararlıydım. Burnun ancak altı ay ile bir yıl arasında oturacağını ameliyattan sonra öğrendim. Her şeyin bir haftada biteceğini sanmıştım; buna hâlâ kızıyorum. Bantların ve tamponların arasından burnumu ilk gördüğüm an büyük bir şok yaşadım. Beklediğimden çok daha yukarı kalkmış bir uçla karşılaşınca içim çöktü. O günlerden sonra her gün ağladım. Birkaç gün sonra düzgün ağlayamıyordum bile; bantlar buna da engel oluyordu. Tıkalı burunla, sırtüstü yatmak zorunda kaldığım gecelerde bana en ağır gelen ağrı değil, zihnimdeki baskıydı. On birinci gün şişlik inmeye başladı ama aynada gördüğüm şey beni rahatlatmadı. Yandan kaydırak gibi uzanan bir hat, ucunda yuvarlak bir kabarıklık, önden bakınca görünen burun delikleri… Resmen "ben estetiğim" diye bağırıyordu. En acı ironi de şuydu: Ameliyattan önce elimle sakladığım burnumu şimdi yine elimle saklıyordum. Forumda sonucundan mutlu olanları okudukça kendimi şanssız hissettim; küçücük bir ayrıntı bile bütün moralimi alt üst etmeye yetiyordu. Aklıma takılan soru hep aynıydı: Ömrüm boyunca böyle mi kalacağım? Eski burnumu özlemeye başladım. Eski burnum eğikti meğikti ama böyle sıkıntılarım yoktu. Bunları yaşayacağımı bilsem asla yaptırmazdım; şimdi o eski burnu arıyorum. Pişmanlığım öyle büyüktü ki aynaya bakamaz oldum. Kolay ağlayan biri olduğumu biliyorum; ama bu gözyaşlarının ardında kendi yüzüme yabancılaşmanın ağırlığı vardı. Bir noktada, çaresizliğin içinde küçük bir karar verdim: beklemek. Süreci adım adım takip edecektim, altı ayı beklemekten başka çarem yoktu. Bazı şeylerin bir imtihan olduğunu düşünerek kabullenmeye çalıştım. Bir yandan da yazmaya devam ettim; benzer pişmanlığı yaşayanlara geçmiş olsun dedim, ikinci bir ameliyatla iyileşen birine içtenlikle sevindim. Bu süreçte motivasyonun ne kadar önemli olduğunu gördüm. Yazmamın tek amacı başka kimsenin başına gelmemesiydi. Bir ay sonra pişmanlığım hâlâ yerindeydi. Yüzümün bütünüyle değiştiğini, simamın başkalaşmış olduğunu hissediyordum. Burun kemiğinin bir yüzde ne kadar önemli olduğunu ancak onu kaybedince anladım. Aynı şeyi yaşayanların deneyimlerini dinlemek istedim. İki yıl sonra eski uzun yazılarımı toparlayıp yeniden oturdum başına. Hâlâ tam atlatamadım. Sürekli burnumu incelemekten, aynalara bakmaktan ve ağlamaktan çok yoruldum. Bazı günler burnumu unutuyorum, eski halime dönüyorum; ama sonra aynaya bakınca ya da yandan profilime denk gelince kahroluyorum. Hâlâ memnun değilim, bu konu zihnimden çıkmıyor. İçimdeki yarayı kapatacak bir çözüm arıyorum. Yine de bu yazıyı yalnızca bir uyarı olarak bırakmak istemem. İlk dönemlerde çok üzülen pek çok kişinin zamanla rahatladığını biliyorum, forumdan düzelme haberleri de aldım. Herkes benim gibi memnuniyetsiz kalmayacak; anlattıklarım yalnızca bir ihtimal. Ama bir şeyi de saklamayacağım: Bu yazıyı ameliyattan önce okusaydım, büyük ihtimalle o masaya hiç yatmazdım.