Yüzme bilmeyen biri olarak ilk dalışında duygularını yönetmeyi öğrenmiş
Bugün o günü hayatımın en anlamlı günlerinden biri olarak anıyorum. Yıllarca bana uzak gibi görünen bir hayalimi gerçekleştirdim: su altı dalışı yaptım. Hayatım boyunca yüzmemiş biri olarak bu benim için ayrıca anlamlıydı. Küçükken nehirde ve bir sulama kanalında yaşadığım birkaç tehlikeli olaydan sonra suya adeta tövbe etmiştim. Yıllarca deniz kenarındaki yerlerde yaşadım ama denize bile gitmedim. Kısmet, bunu evden binlerce kilometre uzakta yaşamakmış. Güneydoğu Asya gezimin Bali durağında hayalim gerçeğe dönüştü. Önce teorik dersleri aldım, terimlere alıştım. Sonra havuzda ekipmanı bağlayıp çalıştık: sadece ağızdan nefes alıp vermeyi, dalış işaretlerini, maskeye kaçan suyu boşaltmayı, bir sorun yaşandığında ne yapılacağını, regülatörü ve ekipmanı su altında çıkarıp takmayı öğrendim. Sonra sıra en heyecanlı kısma, açık denize geldi. Sırtımda ağır bir tüp, belimde ağırlıklar, denize açıldık. Daha önce hiç o kadar açığa çıkmamıştım; daha dalmadan bu duyguya alışmaya çalışıyordum. Her şey hazır olunca daldık. Yıllarca belgesellerde, fotoğraflarda gördüğüm o renkli dünyayı canlı canlı görmek inanılmazın ötesindeydi. Onlarca çeşit renkli balık, bambaşka şekillerde canlılar, deniz bitkileri... İnsanın doğayla bağı, doğanın çeşitliliği, güzelliği; bir sürü duygu o an içimden geçti. İlk seansta beş metreye indik. Havamız azalınca çıkıp biraz ara verdik, sonra yeniden daldık. Son baktığımda cihaz on beş-on altı metreyi gösteriyordu. Daldığımız yerde duvar denen bir su altı uçurumu vardı. Bir anlığına suyun içinde değil de karada bir uçurum kenarında duruyormuşum gibi hissettim. Derinleştikçe suyun o haşmetli basıncını daha çok hissettim: kulaklarımda basınç değişiyor, maske yüzüme bastırıyor, başımda bir ağırlık beliriyordu. Filmlerdeki denizaltıların neden konserve kutusu gibi ezildiğini o an daha iyi anladım. En zorlu kısmı kendi içimde yaşadım. Bazen boğuluyor gibi hissediyordum. Bazen kulaklarımdaki basınç zorluyordu. Havam azaldığında dalış arkadaşıma işaret ettim; onun her şeyin yolunda olduğunu gösteren işaretine güvenmeyi öğrenmem gerekti. Bütün bu anlarda kendi kendimi telkin edip duygularımı kontrol etmeye çalıştım. Bir yandan duygularımı dizginlemeye, bir yandan da etrafın güzelliğini kaçırmamaya uğraşıyordum. Tam bir denge dersi! Sonraki seansta su yüzeyinde ayağa giren krampı gidermeyi, hareketsiz kalan bir arkadaşı sürüklemeyi çalıştık. Bu deneyim bana doğanın güzelliğini ve doğayla bağımı yeniden hatırlattı; hatırlatmaktan öte, o bağı güçlendirdi. Kişisel olarak bana kattığı en büyük şey duygu kontrolü oldu. Sınavlarla, görüşmelerle, zor anlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz. Ama duygularımı, nefesimi, heyecanımı ilk defa bu kadar güçlü bir zorunlulukla kontrol etmeye çalıştım. Önümüzdeki haftalarda farklı yerlerde dalmayı planlıyorum. Bir yandan da yüzme bilmeme sorununu çözmeye çalışacağım. Merak eden herkese tavsiye ederim.